17 Mayıs 2016 Salı

Fenerbahçe'nin yedincilik yolu



Fenerbahçe'nin Final Four performansına değinmeden önce, Avrupa basketboluna geniş resimden bakmakta fayda var. 2000'li yıllarda 16 final four düzenlendi Euroleague'de. Avrupa'nın büyük takımları ne yapmış?

- CSKA Moskova, 14 kez final four'a kaldı. Pazar günü üçüncü şampiyonluğunu kazandı.
- Barcelona, sekiz kez final four'a katıldı. İki şampiyonluğu var.
- Maccabi, sekiz kez final four'a katıldı. Üç şampiyonluğu var.
- Panathinaikos -tamamı Obradoviç yönetiminde- yedi kez Final Four'a katıldı. Beş şampiyonluğu var. Üstelik Obradoviç gittiğinden bu yana Final Four'a kalamıyorlar.
- Olimpiakos, beş kez katıldı. İki şampiyonluğu var.
- Real Madrid'in ise 16 yılda sadece dört final four'u var. Üst üste iki kez finalde kaybettikten sonra, yalnızca bir kez şampiyon oldular.

2000'li yıllarda sadece bu altı takım şampiyon oldu Euroleague'de. Fenerbahçe'nin hedefi, yedinci şampiyon olmak. Ancak bu kulüpler hâlâ orada ve onların arasına girebilmek için, iki deneme yeterli olmayabilir.

Modern bir yapı inşa etmek istiyorsanız, adım adım gitmek ve sabretmek zorundasınız. Fenerbahçe, yapıyı inşa ederken ne yaptı? Önce fikir projesini çizdi, Obradoviç'e gitti. O proje yönetim tarafından onaylandı. Ardından uygulama projesini çizdi, kadrosunu kurdu. Sonrasında yapı çukurunu kazdı. Obradoviç'in ilk sezonu, zemini tanımakla geçti. İkinci sezonda yavaş yavaş temeller atılmaya başlandı. Final Four'a kalan Fenerbahçe'de temelin ardından tam inşaatın kolonları görülecekken, bazı eksiklikler fark edildi. Temel sağlamlaştırıldı ve daha sert, daha savunma odaklı bir takım kuruldu. Artık kolon, kiriş ve döşemelerle yapının iskeleti çıktı. Fenerbahçe son topa kadar mücadele eden, iç sahada maç kaybetmeyen, önceliği savunma olan bir takım. Fakat yapı henüz bitmiş değil. Şimdi inşaatın duvarları örülecek ve sonra da ince işçiliği yapılacak.

Fenerbahçe'nin bundan sonra yapmak durumunda olduğu hiçbir şey, bundan önce yaptıklarından zor değil. Ülker Arena'ya sahip olmak, taraftar kültürünü oturtmak, Obradoviç – Maurizio Gherardini – Ömer Onan üçlüsüne tam yetki vermek, istikrarlı bir bütçeye sahip olmak, oyuncu gelişimini sağlamak, Avrupa ve dünya basketbolunda kendine önemli bir yer edinmek, Fenerbahçe'nin başardığı önemli işlerdi. Şimdiki hedef, bunları sürekli hale getirmek.

Final Four öncesi, Euroleague yönetimi bir Zeljko Obradoviç belgeseli yayınladı. O belgesel içinde Obradoviç'in şu sözleri, Fenerbahçe'nin yol haritası niteliğindeydi:

Maçtan önce oyuncularıma çok sevdiğim bir şeyi söylerim: "İnsanlar buraya sizi izlemek için geliyor. Bunu hak ettiniz çünkü iyi oynuyorsunuz. Onların çok görmek istediği bir şey var. Çok mücadele etmeniz. Burada ilk andan son saniyeye kadar savaşmak için geldiğinizi görmek istiyorlar. Sonuç önemli değil, bana inanın. İnsanlar agresif olduğunuzu, çok çalıştığınızı görmek istiyor. Bazen o kadar gününüzde değilsinizdir, ya da rakip sizden daha iyidir. Sorun yok." Bazen oyuncuları anlamaları için zorlamalısınız, bu en olumlu yöndür. Kendilerine, rakibe ve herkese saygı duymak. Sahaya bu anlayışla çıkarlarsa, çok mutlu olurum. Bu benim antrenör olarak ilk hedefim.

Berlin'de tam bu haritaya uygun bir oyun sergiledi Fenerbahçe. Son topa kadar savaştı, iki maçı da uzatmaya götürdü ve sonunda tek bir ribaundu alamadığı için kaybetti. Bir tek ribaund belirledi tüm farkı. O kahrolası top başka yere sekemez miydi? Sekebilirdi. Bir el dokunamaz mıydı? Dokunabilirdi. Khryapa kaçıramaz mıydı? Kaçırabilirdi. Sekmedi, dokunmadı, kaçırmadı. Fenerbahçe, Avrupa ikincisi oldu. Bu seferlik kupa kaybedildi, ancak genel resimde kaybettiği pek az şey var Fenerbahçe'nin.

Final Four'dan çıkarılabilecek dersleri yok mu Fenerbahçe'nin? Elbette var. Öncelikle Avrupa tarihinin gelmiş geçmiş en büyük antrenörüne sahip olsa da, saha içinde yaratıcı kısa eksikliği öne çıktı takımın. Laboral maçında Sloukas'a o penetreleri attıran Obradoviç'in setleriydi. CSKA maçında Itoudis'in elinde De Colo varken, Fenerbahçe'de güven veren bir yaratıcı yoktu. Yine koçun yaratıcılığına kalmıştı iş. Öyle olunca, ters eşleşme yaratabileceği tek yöne gitti Obradoviç ve Nikola Kaliniç'in fizik avantajını kullanmasını istedi. Dördüncü çeyrek ve uzatmada üç kritik hücumda Kaliniç'in sırtı dönük oyunlarına gitti Fenerbahçe. Çünkü güveneceği el, Bogdanoviç beklentilerin çok altında kalmıştı. Koç da sene başından bu yana takımın gerisinde kalan Hickman'a güvenmedi ve Fenerbahçe yaratıcılık sorunu yaşadı.

Laboral'den Kuban'a, CSKA'dan Brose'ye, bu sezonun tüm başarılı takımlarına bakılırsa; birden fazla yaratıcı kısaya sahip oldukları görülebilir. Fenerbahçe'nin gelecek sezon için Hickman'ın yerine bilhassa delicilik özelliklerine sahip bir guard alması, takımın elini daha da rahatlatacaktır. Yine kritik anlarda alan açabilecek bir uzuna daha sahip olmak, takım için çok önemli.

Bu noktada hakemleri konuşmak, o ribaund pozisyonunda takılı kalmak, kaçan serbest atışlardan yakınmak, tribünün sessiz kaldığı anları sorgulamak bir şey kazandırmayacak Fenerbahçe'ye. Euroleague, takımların hissedar olduğu bir yapıya sahip. Yani Fenerbahçe -tıpkı diğer Euroleague takımları gibi- bu organizasyonun hissedarlarından biri. Üstelik iki senedir Final Four'a kalarak, bir yılı aşkın süre evinde hiç kaybetmeyerek, kurduğu organizasyonla elit takımlar arasında olduğunu gösterdi. Sıradaki iş, 2000'li yıllarda şampiyonluk yaşayan yedinci takım olabilmek. Bu kadar çok işi başardıktan sonra, o neden olmasın?

15 Mayıs 2016 Pazar

Final Rakip Raporu: CSKA Moskova




Türk basketbolu tarihinin kulüpler düzeyindeki en büyük maçına çıkıyor Fenerbahçe. Bakalım Dimitris Itoudis'e antrenörlük konusunda her şeyi öğreten Zeljko Obradoviç; kendi bildiği her şeyi ona öğretmiş mi?

SEZON NOTLARI
En farklı galibiyet: Zalgiris, 94-59
En farklı mağlubiyet: Laboral Kutxa, 81-71
Normal sezon derecesi: 9G - 1M
TOP 16 derecesi: 10G – 4M
Sıcak istatistik: Euroleague'in en çok sayı atan (90.7), en yüzdeli ikilik atan (%57.6) ve en yüzdeli üçlük atan takımı (%42.3)
Soğuk istatistik: CSKA, tarihinde altı kez Euroleague finali kaybetti.
Kulüp tarihi: 6 Euroleague şampiyonluğu, 22 Rus Ligi Şampiyonluğu, 6 VTB Şampiyonluğu
Antrenör kariyeri: 2015 VTB şampiyonluğu, 2015 Euroleague üçüncülüğü

KADRO
G, Nando De Colo (18.9s, 3.6r, 4.9a, 1.1tç, %56 ikilik, %46 üçlük, %91 faul)
G, Miloş Teodosiç (16.3s, 2.6r, 5.6a, %42 üçlük)
C, Kyle Hines (10.9s, 4.7r, %67 ikilik)
F, Andrei Vorontsevich (8.4s, 4.3r, 1.5a)
G, Cory Higgins (9.2s, 2.3r, 1.3a, %54 üçlük)
F, Nikita Kurbanov (6.9s, 5.0r, 1.2a)
G, Aaron Jackson (4.6s, 1.4r, 2.4a)
F, Viktor Khryapa (5.1s, 4.0r, 1.8a)
F, Vitali Fridzon (6.4s, 1.8r, 1.0a)
F, Demetris Nichols (4.2s, 1.5r)
F, Pavel Korobkov (3.0s, 1.5r)

EN GÜÇLÜ YÖNÜ
Tecrübe. CSKA Moskova, son 14 yılda 13. kez Final Four'a kalıyor. Defalarca kazanıp, defalarca kaybettiler. Final four'da olmanın, final oynamanın ne anlama geldiğini herkesten iyi biliyorlar. Üstelik defalarca yardımcı rolüyle kupa kazanmış Dimitris Itoudis, geçen sene Final Four'u kaybederek baş antrenör olarak da bu tecrübeyi yaşadı. Takımın ana oyuncuları içinde Cory Higgins hariç herkesin birçok Final Four tecrübesi var.

EN ZAYIF YÖNÜ
Pota altı. Özellikle Joel Freeland'ın sakatlığı sonrasında uzun rotasyonu iyice daralan CSKA Moskova, fiziki olarak Fenerbahçe'nin gerisinde. Lokomotiv'in aldığı 22 hücum ribaundu, CSKA'nın pivot sorununun hangi boyutta olduğunu gösteriyor. Tek pivotları Kyle Hines, 38 dakika sahada kaldı ilk maçta. Onu kaybetmeleri, çember çevresinde Udoh ve Vesely'ye karşı durmalarını epey zorlaştırabilir. Hines, kendinden daha iri oyunculara karşı oynamayı alışkanlık haline getirdi. Hines, çeyrek finalde Kızılyıldız serisinde ikili oyun savunmasında hem guardı, hem de Zirbes'i kontrol edip kusursuz bir savunma performansı göstermişti. Fakat bu kez karşısında daha çabuk isimler olacak: Vesely ve Udoh.

EN İYİ OYUNCUSU
Nando De Colo. MVP, an itibarıyla açık ara Avrupa'nın en iyi oyuncusu. İkili oyunlarda kusursuz bir karar verici olan Fransız guard, çembere gitmenin yolunu bir şekilde buluyor. %91'le de faul atıyor. Euroleague'in sayı kralı, aynı zamanda kariyerinin en iyi üç sayı performansını gösteriyor. %46'yla üçlük atan De Colo, final four ilk maçında da 30 sayı atarak rekor kırdı.

X FAKTÖRÜ
Nikita Kurbanov. CSKA Moskova'nın topu elinde isteyen çok fazla oyuncusu var ve bu oyuncular işin savunma kısmında öne çıkmayı sevmiyorlar. Bu yüzden yıldızların sevmediği işleri yapıp, onlarla birlikteyken topu eline istemeyecek bir oyuncu, CSKA için çok değerli. İşte Nikita Kurbanov bu takımın yapıştırıcısı. Tüm parçaları bir arada tutmak için Kurbanov'un iyi oyununa ihtiyacı var CSKA'nın. Ribaund katkısı verir, yardım savunmasını yapar, eşleşme yakaladı mı sırtı dönük oynar, topsuz çembere koşar ve ceza şutunu keser. Kurbanov, CSKA Moskova için neredeyse De Colo kadar değerli bir oyuncu.

HÜCUMDA NE YAPARLAR?
Kusursuz bir hücum takımı CSKA Moskova. Neredeyse her şeyi yapıyorlar. Temel planları, iki yaratıcı De Colo ve Teodosiç'e yapılan perdelemeler üzerinden oyunu kurgulamak. Bunu yaparken Hines gibi devrilen, Vorontseviç gibi dışarıya açılıp şut atan, Fridzon gibi ceza şutunu kesebilecek, Kurbanov gibi zayıf taraftan koşu yapabilecek tamamlayıcılara sahipler. Yetmezmiş gibi De Colo çembere gidip, Teodosiç de şutuyla bitirebilen oyuncular. Dimitris Itoudis düzenleri muhteşem bir kurguyla işletip, açık ara Euroleague'in en iyi hücum eden takımını oluşturdu. Tek eksikleri Joel Freeland'den buldukları sırtı dönük oyunlar, fakat o da zaten oyun planlarında çok düşük bir yer tutuyor.

SAVUNMADA NE YAPARLAR?
Bire bir savunmada De Colo ve Teodosiç haricinde kötü oyuncuları yok. Kısa baskısı gerektiği zaman Jackson oyuna giriyor. Hines arkada tüm açıkları kapatıp çemberi korumanın yanı sıra, perdeleme sonrası kısaların karşısında da kusursuz kalabiliyor. CSKA'nın en güçlü silahlarından biri de eşleşmeli alan savunması. 2-3 ve 3-2 dizilişlerle uyguladıkları bu alan savunması, Itoudis'in zaman zaman başvurduğu stratejilerden.

CSKA NASIL KAZANIR?
Sakin kalıp, Fenerbahçe'nin top trafiğini kesip, ribaundlarda dengeyi sağlayarak. CSKA Moskova tecrübeli bir takım olsa da, final kaybetmeyi de defalarca tecrübe edinmiş bir ekip. Özellikle Teodosiç ve Khryapa ikilisine "final kazanamama" etiketi yapışmış durumda. Bundan uzaklaşıp, sakin kalabilirlerse avantaj elde ederler. Bunun haricinde, Fenerbahçe'nin topu paylaşmasını engelleyip pas trafiğini durdurmaya çalışacaklardır.

FENERBAHÇE NASIL KAZANIR?
1- De Colo'yu yavaşlatarak.
Bazı oyuncular durdurulamaz, sadece yavaşlatılır. Nando De Colo da onlardan biri. Fenerbahçe'nin ikili oyunları bu kadar iyi oynayan bir yıldıza karşı yapması gereken ilk şey, mutlaka karşısında kalmak. De Colo'yu takım halinde, etrafındaki alanı daraltarak savunmak mümkün. Fakat bunu yaparken, perdeleme sonrası adam değişiminde de eksilmemek lazım. Bu açıdan Zeljko Obradoviç'in, Fransız oyuncuyu Nikola Kaliniç'le tuttuğu dakikaların sayısı fazla olabilir. Belki çılgınca gelebilir, ancak De Colo'nun karşısında Vesely'yi koymak bile iş yapabilir. Birinci hedef, eksilmeden, De Colo karşısında en az birini tutmak ve bunu yaparken uzunlara karşı da ters eşleşme vermemek.

2- Ribaundlarda hakimiyeti alarak.
Fenerbahçe, fizik avantajını mutlaka ribaundlara yansıtmalı. Lokomotiv Moskova maçında CSKA'nın verdiği 22 hücum ribaundu bir etkendi. Ancak ribaund işi sadece uzunlara kalan bir durum değil. Dikkatle incelendiğinde, CSKA'nın hücum ribaundlarının çoğunun üç sayılık atışların ardından geldiği görülebilir. Ancak üç sayılık atışların savunma ribaundlarına konsantre olmak zordur. Özellikle Kurbanov, topu takip etme konusunda önemli bir uzman. Bu yüzden Fenerbahçe için kısaların ribaundları bu maç için hayati önem taşıyor. Dixon, Datome, Bogdanoviç, Sloukas ve Hickman'ın; yani kısa rotasyonundaki tüm oyuncuların ribaunda girmeleri çok ama çok değerli.

3- Alan savunmasına iyi hücum ederek.
CSKA Moskova'da koç Itoudis'in iyi uyguladığı, değerli bir eşleşmeli alan savunması var. Bunu birçok maçta kullanıp verim aldılar. Üstelik deplasmandaki Banvit ve üçüncü Real Madrid maçında Fenerbahçe, bu tip savunmalara karşı zorluklar yaşamıştı. Alan savunması anlarında dört numaradan şut tehdidi yaratıp, kısanın deliciliğini bulmak gerekiyor. Bu noktada sezon boyunca istenen oyunu sergileyemeyen Ricky Hickman, Fenerbahçe'nin finaldeki sürprizi olabilir. Hickman'ın deliciliği ve tecrübesi bugünün anahtarlarından. Burada şu ihtimali de belirtmek gerekiyor, Itoudis, çok saygın bir antrenör olmasına karşın, henüz kariyerinin ilk yıllarını yaşıyor. Final maçında risk almaktan çekinirse, bu alan savunmasının dakikaları çok olmayabilir.

4- Uzun rotasyonu dakikalarını iyi ayarlayarak.
Udoh ve Vesely'nin yan yana oynaması, Khryapa gibi yardım akıllı yardım savunması yapan bir forvetin defanstaki verimliliğini artırabilir. Ancak Antiç'in Vorontsevich'le eşleşmesi de, bizim savunmamız için bir tehdit. Bu yüzden Obradoviç'in hangi uzunları, hangi dakikalarda, hangi eşleşmelere karşı oynatacağı, maçın sonucuna etki edecektir.

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Pes edenler kazanamaz



Geçmişten bahsedilirken kimse "Pes eden bir çocuk vardı, hatırlıyor musun?” demez. Çünkü hatırlananlar vazgeçenler değil, şartlar ne olursa olsun yoluna devam edenlerdir. İşte bu yüzden 2016 Fenerbahçe’si tarihe geçecek. Yıllar sonra Fenerbahçe-Laboral maçı “Vazgeçmeyen çocukların hikâyesi” olarak anlatılacak.

Nasıl anlatılmasın ki? Parçalara baktığınızda Ekpe Udoh, Kostas Sloukas ve biraz da Jan Vesely haricinde kimse iyi maç çıkarmadı Fenerbahçe’de. İyi oynamak önemli bir nokta, fakat burası Final Four. Mesele iyi oynamaktan çok, pes etmemek.

Maçın başındaki 13-0’lık seri, Fenerbahçe’nin kusursuz işleyen düzeninin bir sonucuydu. Topu iyi paylaştı, Darius Adams’a rahat oynayacağı alanı vermedi, savunmada iyi geri koştu ve iki dakikada farkı çift hanelere çıkardı. Ancak tüm sezon boyunca hiçbir maçta ilk beş çıkmayan Ioannis Bourousis, neden Euroleague’in en iyi beşine seçildiğini kanıtlamak ister gibiydi. Yunan pivot oyuna girdi, attığı sekiz sayıyla hücumu toparladı ve Udoh kısa sürede iki faul aldı. Üstelik Bourousis’in varlığı, Laboral’in baskı savunmasının da kıymetini artırdı. Kutxa koçu Velimir Perasoviç, maça başlarken Jaka Blaziç’e Bobby Dixon’ı savunma görevini verdi. Dixon, kendisinden 20 santim uzun Blaziç’in sürekli temas kovalayan sert savunması karşısında Fenerbahçe’nin doğrularından çıktı. Dixon topu sürekli elinde tutunca, Fenerbahçe’nin hücumdaki paylaşımı da durdu. Burada takımın lideri Bogdan Bogdanoviç’in de kişisel telaşının takıma çok zarar verdiğini vurgulamak gerek. İşler iyi giderken "Benim de katkı sağlamam gerek” niyetiyle yaptığı kötü tercihler, top paylaşımını çok olumsuz etkiledi.

Yine de her şey o kadar da kötü gitmiyordu ilk yarıda. Mike James ve Adams ikilisinin oyuna girmesine engel oldu Fenerbahçe savunması. Öyle ki, devrenin bitimine iki dakika 52 saniye kalana kadar, 17 dakikada bu ikilinin toplam sayısı sıfırdı. Hiç sayı atamamıştı Adams ve James. Ancak bir anlık dalgınlık, maçın gidişatını değiştirdi. Tek pozisyonda geri koşarken yerleşme, adam paylaşımı ve topu karşılama hatalarını bir arada yaptı Fenerbahçe. Sonuç, Adams-James alley-oop’u oldu. Bu basket, havaya girmesini sağladı Laboral’in. 17 dakikada hiç sayı atamayan ikili, kalan üç dakikada 13 sayı attı. 13 sayılık farkla önde olduğu ilk yarıyı, sadece bir sayı önde tamamladı Fenerbahçe. Üstelik tüm ivme, Laboral’e geçmişti.

İkinci yarıya başlarken Fenerbahçe’de ana hedef, Adams’ı durdurmaktı. Görev bu kez Bogdanoviç’indi. Blaziç’in Dixon’a yaptığını, Bogdanoviç Adams’a yapmak istedi fakat işe yaramadı. Fenerbahçe Adams’ı açık alanda durduramayınca, her pozisyonda çembere gitmeye başladı. Gemi, su alıyordu. Adams coştukça, Laboral de coştu. Bourousis, biri şans üçlüğü olmak üzere üst üste 10 sayı attı ve fark yedi sayıya kadar çıktı.

Bu esnada Obradoviç çok şey denedi, sürekli oyuncu değişiklikleriyle takımın direncini artırmaya çalıştı. Fakat hücumda bulunan bomboş üç sayılık atışlar kaçınca, takımı yeniden terse çevirmek gerekti. Obradoviç, Sloukas-Hickman-Kaliniç-Antiç-Vesely beşine döndü Fenerbahçe. Yedi sayılık farkı, bu beş bir sayıya kadar indirdi. Şaşırtıcı gelebilir, ancak bu maça kadar Euroleague sezonundaki 1080 dakikada, koç Obradoviç bu beşi toplamda sadece beş dakika yan yana oynatmıştı. Peki en kritik yerde neden bu oyunculara döndü? Cevap belli. Sloukas, Hickman ve Antiç daha önce Euroleague şampiyonluğu yaşamış üç oyuncu. Yanlarına Kaliniç ve Vesely gibi takımın en çok mücadele eden iki ismi de eklendiğinde, “pes etmeyen Fenerbahçe” yeniden parkedeydi.

Obradoviç, o büyük dalgada gemiyi alabora olmaktan kurtarmış ve sakin sulara çekmeyi başarmış, ancak yine de iş bitmiş değildi. Maçı kazanmak için çembere gitmenin önemi çok fazlaydı ve Fenerbahçe bunu yapamıyordu. Bu noktada bir ara verip, 2016 Berlin’den, başka bir tarihe, başka bir yere gitmekte fayda var.

Ekim 2013, Samsun. Basketbolda Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı. Fenerbahçe, ezeli rakibi Galatasaray’la oynuyor. Maçın en kritik anlarında koç Zeljko Obradoviç, topu Emir Preldziç’e teslim edip özel bir oyun çiziyor. İkili oyun oynanırken, Melih Mahmutoğlu, Furkan Aldemir’e yaptığı perdelemeyle Emir’in çembere giden yolunu açıyor ve boş turnike bulan Preldziç, Fenerbahçe’ye kupayı kazandırıyordu.

Tekrar 2016’ya dönelim. Maçın son iki dakikasında, Sloukas –biri skoru 72-72’ye getiren– iki boş turnike attı. İlkinde Datome, ikincisinde Dixon, arkadan uzuna perdeleme yaparak Sloukas’a boş turnike imkanı tanıdı. Evet, potaya giden Sloukas’tı ama ona o yolu açan –tıpkı 2013’te olduğu gibi– Zeljko Obradoviç’ti. Euroleague tarihinin en iyi koçu, bir kez daha kartviziti parkeye bıraktı.

Uzatmaya giden maçta çok yoruldu Laboral Kutxa. Kaptan, gemiyi sakin sulara çektikten sonra limana yaklaştırmıştı. Takım kendi düzenini bulduğunda, Bogdanoviç yeniden devreye girdi ve uzatmadaki dokuz sayısıyla Fenerbahçe’yi finale taşıdı. O ana kadar 10 şutunda iki isabet bulan Bogdanoviç, pes etmedi ve kazandı. 1.78’lik Dixon, adeta dayak yediği maçta pes etmedi ve normal sürenin sonunda Datome’ye çok kritik bir asist yaptı. Tüm sezon boyunca ortalarda görünmeyen Sloukas, pes etmedi ve Final Four’da Fenerbahçe’yi taşıdı. Maç boyunca kötü oynayan Fenerbahçe, pes etmedi ve son sözü söyleyerek, tarihinde ilk kez finale yükseldi. Durmak, vazgeçmek, pes etmek karakterinde yok Fenerbahçe’nin. Amerikan Futbolu efsanesi Vince Lombardi’nin dediği gibi: “Kazananlar hiçbir zaman pes etmez ve pes edenler hiçbir zaman kazanamaz."

13 Mayıs 2016 Cuma

Final Four Rakip Raporu: Laboral Kutxa



2015 ile 2016 arasında çok büyük farklılıklar var. Geçen yıl yapılan uğurlama törenini bu yıl istemeyen Zeljko Obradoviç, kutlamaları F4 sonrasına bıraktı. Geçen yıl yaptığı şakalarla ödül törenini adeta tek kişilik şovuna dönüştüren Obradoviç, bu kez basın toplantısında çok ciddi ve sakindi. Geçen yıl Avrupa'nın her ülkesinden gazetecilere saatlerce özel röportaj veren koç, bu kez basın toplantıları haricinde kimseye özel konuşmadı. Zeljko Obradoviç, 2002 ve 2011'le birlikte kariyerinin en özel sezonlarından birini geçiriyor. Diğer iki sezonda ne mi olmuştu? Sekiz Euroleague kupasının ikisini almıştı. Sırp koçun dokuzuncu şampiyonluğu yolundaki ilk rakibi Laboral Kutxa.

En farklı galibiyet: Limoges, 107-71
En farklı mağlubiyet: Brose, 89-69
Normal sezon derecesi: 6G – 4M
TOP 16 derecesi: 9G – 5M
Sıcak istatistik: Euroleague'in en çok savunma ribaundu alan (maç başına 27.6) takımı.
Soğuk istatistik: Euroleague'de maç başına rakiplerine en çok ribaund veren dördüncü takım. (32.4) Laboral'den kötü üç takım, Sassari, Karşıyaka ve Strasbourg ilk turda elendi.
Kulüp tarihi: 1 Saporta Kupası, 3 İspanya Ligi, 6 İspanya Kupası Şampiyonluğu
Antrenör kariyeri: Velimir Perasoviç. 2014 Eurocup şampiyonu, 2006 İspanya Kupası ve İspanya Süper Kupası şampiyonu.

KADRO
G, Fabien Causeur (10.8s, 3.3r, 2.1a)
F, Adam Hanga (8.4s, 5.1r, 1.8a, 1.5tç, 1.3b)
C, Ioannis Bourousis (14.6s, 8.9r, 2.3a)
G, Darius Adams (12.6s, 2.0r, 3.9a, 1.4tç)
F, Kim Tillie (5.7s, 3.8r)
G, Mike James (10.4s, 2.7r, 2.7a)
F, Davis Bertans (7.9s, 2.1r, %50 üçlük)
F, Jaka Blazic (7.9s, 3.3r)
G, Alberto Corbacho (3.4s, 1.2r)
C, Ilimane Diop (2.6s, 2.1r)
C, Darko Planiniç (3.2s, 2.1r)

EN GÜÇLÜ YÖNÜ
Sürat. Euroleague'in en hızlı oynayan takımı Laboral. Ligin en çok ribaund alan takımı olmaları, bunun bir sonucu sadece. Kadrodaki herkes ribaundlara konsantre ve (Darko Planiniç ve Ilimane Diop haricinde) ribaundu alan her oyuncunun yarı sahayı geçme özgürlüğü var. Laboral'i izlerken "yanlış şut" kavramını sorguluyor insan. Çünkü bu takımın özünde "yanlış şut" diye bir mefhum yok. Maç başına 64 şut kullanıp, 20 kez faul çizgisine gidip, 14 kez de top kaybediyorlar. Karşılaştırma yapmak gerekirse: Fenerbahçe 59 şut kullanıp, 19 faul atıp, 12 top kaybediyor. Yani Laboral, yaklaşık 8 kez daha fazla hücum ediyor Fenerbahçe'den.

EN ZAYIF YÖNÜ
Sürat. Yazım hatası yok, Laboral'i en güçlü yapan şey, aynı zamanda takımın en zayıf noktası. Mario Andretti'nin "Eğer her şey kontrol altındaysa, yeteri kadar hızlı gitmiyorsunuz demektir" sözünü şiar edinmişler sanki. Hızlı oynamayı seviyorlar fakat sürati kontrol edebilecek oyuncuları yok Kutxa'nın. Darius Adams da, Mike James de içgüdüleriyle oynayan kısalar. Hakkını teslim etmek lazım, koç Velimir Perasoviç iyi bir düzenle bunu yapmalarını sağlıyor. Ancak guardlar aklıselim sahibi olmadıklarından, iş karar vermeye gelince hata yapıyorlar. Maçı hızlandıramadıklarında, ya da hızlı maçı kontrol edemediklerinde kötü şut seçimleri ve top kayıpları ortaya çıkıyor. Bu da mağlubiyete yol açıyor. Laboral bu sezon 15 ve üzerinde top kaybettiği 10 maçta yedi mağlubiyet aldı.

EN İYİ OYUNCUSU
Ioannis Bourousis. Laboral Kutxa’nın tüm bu fırtınalı oyununda, sığınacakları ilk liman Yunan pivot oluyor. Bu sezon hiçbir maçta ilk beş çıkmadan Euroleague’in en iyi beşine seçilen Bourousis, Real Madrid seviyesinden bir alta düştüğü sezon, tabiri caizse döktürüyor. Nesli tükenen eski usul pivotların en önemli temsilcisi Bourousis, sırtı dönük oyunuyla Laboral'in yarı sahadaki yaratıcısı rolünü kusursuz oynuyor. Bourousis gibi bir pasörün etrafında, Blazic-Hanga gibi çembere topsuz koşuyu iyi yapan forvetlerin de, Bertans-Corbacho gibi keskin nişancıların da değeri artıyor. Üç sayı tehdidi olan, ikili oyun bitiren, sırtı dönük oynayan, pas özelliği olan Bourousis; bu sezon Euroleague'in de en değerli oyuncularından biri.

X FAKTÖRÜ
Adam Hanga. “Çok yönlü hücumcu” tanımı, bir oyuncunun hücum çeşitliliğini anlatmak için kullanılır. Macar forvet söz konusu olduğunda, nadir kullanılan “çok yönlü savunmacı” tanımı öne çıkmalı. Topa baskı yapabilen, perdeleme sonrası adam değişiminde herkesin karşısında durabilen, yardımları kusursuz getirebilen, top çalan, blok yapan, ribaund alan, atletik bir forvetten bahsediyoruz. “Madem bu kadar iyi, neden NBA'de değil?” diye soranlar merak etmemeli, Hanga'nın NBA'deki hakları San Antonio Spurs'te. Eninde sonunda gideceği yer orası. Laboral kadrosunda en çok süre alan oyuncu olmasının bir sebebi var: Hanga'nın enerjisi, savunmada sürekli hareketliliği, Laboral kadrosunda başka kimsenin karşılayamayacağı şeyler.

HÜCUMDA NE YAPARLAR?
Eğer Avrupa basketbolunda da, futbolda ya da NBA'de olduğu gibi detaylı koşu istatistikleri tutulsaydı, Laboral Kutxa zirvede olurdu. (Merak edenler için ilgisiz not: NBA'de en çok mesafe kat eden takım, maç başına 28 kilometrenin üstüne çıkan Orlando Magic.) Laboral'in koşmasını sağlayan en önemli özelliği, şüphesiz ki ribaundları. Maç başına 37.9 ile Euroleague'in en çok ribaund alan takımı Laboral, bunu tek oyuncusuyla yapmıyor. Takımda herkesin ribaund katkısı sağlaması, ribaund sonrası tüm oyuncuların doğru kulvarı bulup aniden hücuma çıkması Kutxa'nın en büyük özelliği. Üstelik toplu yaratıcıları çembere gidebiliyor ve bu da sık sık faul almalarını sağlıyor. Bertans, Causeur, Corbacho gibi keskin şutörler, rakip savunmaların yardımlarını zorlaştırıyor ve hücumda geniş alanda oynamayı sağlıyorlar. Koşmanın sadece tam sahada olduğunu düşünmek yanıltıcı olur, Laboral oyuncuları yarı sahada da topsuz koşuları çok yaparak, topla yaratıcı oyuncu azlığını telafi ediyorlar. Maç başına attıkları 82 sayı, Laboral'in hızının bir ürünü.

SAVUNMADA NE YAPARLAR?
Laboral'in koşma prensibi, savunmada da işlerine yarıyor. Perasoviç'in takımı, atletizmin avantajıyla her yere koşarak yetişiyor ve bu sayede ligin üç sayılık atışları en iyi savunan üçüncü takımı durumundalar. Laboral'in rakipleri maç başına %32.7 isabetle üçlük atıyorlar. Laboral'in savunmasının ne kadar iyi olduğunu anlatmak için maç başına yedikleri 76.4 sayı çok şeyi ifade etmiyor. 100 pozisyon üzerinden hesaplanan savunma verimliliği istatistiklerinde lig lideri olan Laboral, 100 pozisyonda sadece 102.5 sayı yiyor. İyi geri koşmakla başlayan, topa baskıyla devam eden, atletik oyuncuların her yere yetişmesiyle perçinlenen savunmaları, inatçı yapılarıyla birleşince çok verimli oluyor.

LABORAL NASIL KAZANIR?
Tabelayı şişirerek. Laboral Kutxa, bu sezon 80 sayının altında kaldığı 11 maçın sekizini kaybetti. Bu yüzden tabelada 80'leri görmek, Laboral için birinci hedef olacak. Üstelik Fenerbahçe, bu sezon 80 sayının üzerinde yediği altı maçın üçünü kaybetmiş. Fenerbahçe'nin bu sezon sadece beş maç kaybettiği düşünülürse, durumun ciddiyeti biraz daha ortaya çıkar. Laboral Kutxa'nın 80 sayının üstüne çıktığı 16 Euroleague maçında, 15 galibiyeti var.

FENERBAHÇE NASIL KAZANIR?
1- Oyunu yavaşlatarak
Fenerbahçe'nin Laboral karşısındaki en büyük hedefi, oyunu yavaşlatmak olacak. Bunu yapabilmek için, ilk 10 saniyenin nasıl savunulduğu çok önemli. Kesinlikle ve kesinlikle, hızlı hücum sayısı bulmalarını engellemek gerekiyor. İyi geri koşmak, geri koşulduğunda savunma yerleşimi ve adam paylaşımını doğru yapmak ve her ne olursa olsun ilk 10 saniyede sayı yememek çok ama çok önemli.

2- Fabien Causeur'ün skorunu engelleyerek
Causeur, en son resmi maçını 20 Mart'ta oynamıştı. Tedavi süreci iyi geçti ve Final Four'da sahada olacak. Takımdaki tüm kısaların istikrar sorunu yaşadığı ortadayken, her maç ne vereceği belli olan Causeur'ün Laboral için önemi çok büyük. Üstelik o sayı atınca kazanıyorlar. Bu sezon Laboral'in kazandığı maçlarda ortalama 11.5 sayı atan Causeur, kaybettiği maçlarda 5.6 sayıda kalıyor. Fransız oyuncunun çift hanelere çıkmaması gerekiyor.

3- Üç sayı çizgisinin gerisini iyi savunarak
Laboral Kutxa'yı 80 sayının altında tutmak, çok önemli. Bunu yaparken, üç sayı çizgisinin gerisini iyi savunmak değer kazanıyor. İsabetli üçlüklerle ritm bulan Laboral, özgüven de kazanıyor. Kutxa kazandığı maçlarda %40, kaybettiklerinde %30 üçlük isabetinde kalıyor. Neyse ki, Fenerbahçe bu alanda Euroleague'in en iyisi. Sarı-lacivertliler, rakiplerine üç sayı çizgisinin gerisinden %30.9 isabetle şut atma imkanı tanıyor. Bu savunmayı yaparken dikkat çekilmesi gereken bir numaralı oyuncu Bertans. Ciddi bir sakatlıktan dönen Letonyalı oyuncu, Laboral'in kazandığı maçlarda %52 üçlük isabetiyle 10.5 sayı atıyor. Kaybedilen maçlarda %38 isabetle 6.1 sayıda kalıyor.

4- Serbest atış kullandırtmayarak
Laboral Kutxa'nın hızlı hücumları işlemediği zaman, takımın yaratmak için az seçeneği var. Bunların başında Bourousis geliyor, fakat Yunan oyuncu tek çare değil. Oyunu yavaş oynamaktansa, durdurmak Laboral'in en büyük taktiği. Yani faul çizgisine gelmek. Kutxa toplamda 421, maç başına 15.6 isabetle CSKA Moskova'dan sonra Euroleague'in en çok serbest atış isabeti bulan takımı. Bunu engellemek, kazanmak için kilit önem taşıyor. Laboral bu sezon faul çizgisinden 12 veya daha az sayı bulduğu yedi maçın beşini kaybetmiş.

5 Mayıs 2016 Perşembe

Bobby Dixon Özel



Euroleague'deki ikinci sezonun ve Final Four'dasın. Nasıl bir duygu?
Gerçek dışı. Bu sezon Fenerbahçe'nin bir parçası olduğum için çok heyecanlıyım. Harika bir takımımız var. Harika bir antrenörümüz var. Bu sezon her şey iyi gitti...

Koç Zeljko Obradoviç'le, senin bir savunmacıya dönüşmeni konuşuyorduk. Bu nasıl oldu? Seni Karşıyaka'dan ve önceki takımlarından biliyoruz. Sen bir savunmacıdan çok hücumcu olarak biliniyordun ve bu şekilde şampiyonluklar yaşadın. Ve Real Madrid serisinde senin çok iyi bir topa baskı yapan savunmacı olduğunu gördük. Bu nasıl oldu?
Kendimle ilgili şunu söyleyebilirim. Sürekli kendi kendime meydan okumayı seviyorum. Ben her zaman savunma yapabilirdim. Fakat yer aldığım takımların çoğu benim sayı atmamı, hücumu düşünmemi istiyorlardı. Burada harika bir takımımız var. Birçok skorere sahibiz. Ben de kendi kendime "Maça etki etmek için ne yapabilirim?" diye sordum ve seri boyunca tüm enerjimi savunmaya verdim. Real Madrid'in iki harika guard'ını tutmaya çalıştım. Ve işe yaradı.

Sezon içindeki tek bir andan bahsedeceğim. Sen bir top için kendini yere attın ve koç Zeljko Obradoviç gelip sana sarıldı. O neydi?
Khimki'yle oynuyorduk ve onların da Tyrese Rice gibi muazzam bir oyun kurucuları vardı. İyi oyun kuruculara karşı oynadığımda baskı yapmaya ve oyuna o şekilde etki etmeye çalışıyorum. O pozisyonda topu çaldım ve o sayede smaç vurduk. Koç bunu çok sevdi. Geldi ve tutkusunu gösterdi.

Koçla aranızda ilginç bir ilişki var diyebilir miyiz? Dışarıdan bir aile gibi görünüyorsunuz. Bazen sana bağırıyor, bazen gelip sarılıyor. Aile gibisiniz, değil mi?
Koçun çok tutkulu birisi olduğunu anlıyorum. Eğer yanlış bir şey yaptıysanız, o sizi haberdar edecektir. Ben de bir oyuncu olarak bunu da anlıyorum ve nasıl cevap vereceğimi de biliyorum. Benim için herhangi bir sorun yok, seviyorum.

Sen birçok açıdan ilham verici bir insansın. O noktalardan birisi de boyunun uzunluğu. Euroleague Final Four'unda oynayan çok fazla 1.78'lik oyuncu görmüyoruz. Bununla ilgili nasıl hissediyorsun? Boyunun uzunluğuyla ilgili konuşmak istiyorum ve basketbol oynamak isteyen kısa çocuklara ne gibi bir mesajın olur?
Öncelikle bu koca adamların oyununda kısa boylu olmanın bir dezavantaj olduğunu kabul etmelisiniz. Her şeyden önce, benim çok büyük bir yüreğim var. Bazı günler kazanmak için ölmeye hazır hissediyorum. Kazanmayı o kadar çok istiyorum. Boyumu bir dezavantaj olarak değil, bazen avantaj olarak görmek istiyorum. Yaşadığım hayat tecrübeleri düşünülürse, göründüğümden daha büyük bir insanım. Olaya böyle bakıyorum.

Hayat tecrübelerinden bahsettin... Fakir bir mahallede doğdun. Birçok insan senin hikâyeni bilmiyor. Bu noktaya gelmek senin için ne kadar zordu?
Benim için çok zordu. Çünkü nerede ve hangi şartlarda doğduğunuzu seçemezsiniz. Ben çok fakirlik içinde doğdum. Küçükken annem ve babam bana olması gerektiği gibi bakabilecek durumda değillerdi. Gördüm ki bu yaşam tarzı sizi aşağıya çekiyor, ben de bunu hayatımı daha iyiye götürmek için bir motivasyon olarak kullandım. Etrafımda olan kötü şeyleri bahane olarak kullanmadım. Her şeyi basketbol sahasına koymak istedim.

Tüm enerjini basketbol sahasına yansıttın yani...
Evet hepsini bugün olduğum yere gelebilmek için kullandım. Motivasyonum bu. Herkes bahanelere sığınabilir, bahane üretmek kolaydır. Ben de kolayca pes edebilirdim. Ancak ben pes edecek birisi değilim.

Geçmiş günlerini düşündüğünde, şu anda spot ışıkları altında olmak, yedi haneli kontrat sahibi olmak... Bunlarla ilgili nasıl hissediyorsun?
Bazen unutuyorum, çünkü geçmişimden tamamen ayrıldım. Fakat kesinlikle harika bir duygu. Geçmişe bakıyorum da bazen, çok şey yapmışım. Bu noktaya gelmek için çok şey yaşamışım. Sahnede olmak için çok fazla çalışmışım. Bunun için şükrediyorum. Hiçbir şeyi hafife almıyorum. Her şeyi hazmedip, en iyisini yapmaya çalışıyorum.

Yani sen bu kadar başarılıysan, sen başardıysan, herkes başarabilir, değil mi?
Evet. Eğer başarmak için yeteri kadar inanca, isteğe ve disipline sahipseniz kesinlikle başarabilirsiniz. Ancak çalışmıyorsanız, mesela ben, basketbola karar verdiğimde başka hiçbir şey önemli değildi. Hiçbir şey. Basketbol benim için her şey demekti. Bu inancı kullandım ve sonucu bu.

Sahada yapmayı en sevdiğin şey ne? Üçlükler mi? Bu sene seni daha çok penetre ederken görüyoruz, topa baskı yapıyorsun. En sevdiğin hangisi?
Favori hareketim muhtemelen dribling üstünden attığım üçlükler. Ben Bobby-D lakabını üçlüklerimle kazandım, yaptığım şey de budur.

Oynadığın diğer takımlarla bu takım arasındaki fark nedir? Karşıyaka'da bir şampiyonluk yaşadın, Fransa'da ve başka ülkelerde de oynadın. Fenerbahçe'nin diğerlerinden temel farkı ne?
Bu takım muhtemelen oynadığım en yetenekli takım ve oynadığım diğer takımlardakinin aksine, bu takımda hücumda çok şey yapmak zorunda değilim. Bunu bildiğim için her pozisyonda sayı atmaya çalışmıyorum. Oyuna farklı yönlerde katkı sağlamayı tercih ediyorum. Ribaund almaya çalışıyorum, topa baskı yapmaya çalışıyorum, rakip hücumları rahatsız etmeye çalışıyorum ve gerektiği zaman sayı atıyorum. Temel fark bu.

Takımdaki arkadaşlık için ne söylersin? Özellikle Ekpe'yle yakınsınız.
Evet, evet. Buradaki çocukların hepsi çok iyi insanlar. Ricky'yle Ekpe'yle iyiyiz, Pero'yla sürekli şakalaşırız. Bogdan da öyle. Aramızda iyi bir bağ yarattık. Kazandıkça da daha yakınlaştık.

Takımdaki en komik kişi kim? En iyi şakaları kim yapar?
En komik? Muhtemelen benim olduğumu söyleyeceklerdir. Bence en komik Kostas. Kendi tarzı var.

Son soru. Taraftara mesajın var mı? Şampiyon olabilir misiniz?
Maç maç bakacağız. Ne yaparız, ne yapmayız söylemeyeceğim. Söz verip tutmamak istemem ancak kazanmak için çok büyük bir şansımız var. Yine de Laboral'i hafife alamayız. Önce o maça bakıp, hazır olacağız.

28 Nisan 2016 Perşembe

Duyguların Kupası


Takvimin herhangi bir gününde, herhangi bir yerde, herhangi bir amaçla oynanan Galatasaray - Strasbourg maçını rahat kazanabilirdi Galatasaray. Tarih 27 Nisan, mekan Abdi İpekçi, maçın adı da final olunca, rahatlık falan kalmıyor ortada. Kalmasın da zaten. İşin içinde kaybetme korkusu, gerginlik, takat sınırına varmak, değişken duygular, tahriş olmuş ses telleri, terlemekten sırılsıklam olan gömlekler/formalar/tişörtler yoksa, tadı da yok başarının. Hepsini yaşadı Galatasaray. Eurocup şampiyonu oldu. Basketbol tarihine altın harflerle yazdırdı adını.

Duyguların o kadar yukarıda yaşandığı bir maç oldu ki, birbiriyle alakası olmayan yüzlerce cümle kurdurdu Galatasaray. Maçı teknik/taktikle açıklayan, eksik kalır. Eurocup Finali, yaşattığı duygularla kazınacak hafızaya.

“Abi yalnız bu Strasbourg kolay takım değil”
Maç öncesinde bu cümleyi kuranların sayısı hiç de az değildi. Vincent Collet'nin takımı, nasıl savunma yapabileceğini ilk maçta Galatasaray'a göstermişti. Üstelik, favori olmayışlarından doğan bir rahatlık da vardı hava atışı öncesi. Gerçi yaklaşık iki saat önce salonu doldurup, tezahürat performansına başlayan Galatasaray taraftarını görünce epey gerildiler; fakat kaybedecek bir şeyi olmayan taraf, Strasbourg'du.

“Burası Abdi İpekçi kardeşim!”
Hava atışı oldu, Galatasaray tam saha baskıyla başladı maça. İlk beşte yer alan Göksenin Köksal o kadar çok istiyordu ki maçı, AROG filmindeki “Carlos” karakterini andırıyordu. Sanki yıllardır kafeste tutulmuş da, basketbolsuz kalmış gibiydi parkeye çıktığında. Sürekli saldırı havasında, temas yaratmaktan kaçınmayan, takımın enerjisini yukarı çeken Göksenin, standardı belirledi. Strasbourg'a hangi salonda olduğu hatırlatıldı, 61 numarayla başlayan savunma direnci, kusursuz şut performansıyla devam etti. Vladimir Micov, Blake Schilb ve Sinan Güler'in üst üste üçlükleri, mesajı kuvvetlendirdi: Abdi İpekçi'ye hoşgeldiniz. Öyle isabetli şut attı ki Galatasaray, Strasbourg'un ilk savunma ribaundu tam dört buçuk dakika sonra geldi.

“Hakkını helal et Kaptan!”
Sinan Güler, özellikle Gran Canaria ve Strasbourg final serisi ilk maçında birçok kişi tarafından ağır bir dille eleştirilmişti. Maçın başında şutu girdi, çembere gitti, ribaund aldı, asist yaptı ve savunmada da aksamadı... Kısacası, Sinan Güler çok tweet sildirdi o bölümde.

“Erken mi yakaladık acaba farkı?”
Daha ilk çeyrekte 16 sayıya çıkan fark, Galatasaray için bir lütuftu. Fakat Stephane Lasme'nin kısa sürede iki faul almasının ardından, oyuna Chuck Davis'in girmesi denge bozdu. Aynı bölümde Errick McCollum da Göksenin yerine sahadaydı. McCollum tüm iyi niyetine rağmen Göksenin'in baskısını yapamadı, Schilb yoruldu, Davis de Strasbourg'un gizli silahı Romain Duport'un ikili oyun sonrası attığı şutlara geç kaldı. Hücumda top kaybeden Galatasaray, ribaundlarda aksayınca rakibe sürekli ikinci sayı fırsatını verdi. 12-2'lik seriyle Strasbourg, turu geçmesini sağlayacak farkı yakaladı.

“Lasme lütfen faul yapma...”
Strasbourg farkı üçe indirdiğinde mola geldi Ergin Ataman'dan. Zaten ikinci yarıyı molasız geçen tecrübeli koç, beş mola hakkının sadece birisini kullandı maçta. Ne molaydı ama... Dönüşteki üç buçuk dakikada yeniden savunmasına dönen Galatasaray, son üç buçuk dakikada sadece bir sayı yiyerek bitirdi devreyi. Bu sürede agresif savunma iyiydi de, iki faulü bulunan Lasme'nin her atladığı topta yüreği ağzına geldi milyonların.

“Sekiz sayı yeter mi?”
Eurocup resmi sitesindeki bilgilere göre yaklaşık 11 bin 400 taraftar vardı salonda. Haklılar, çünkü kapasite o. Gerçekçi olmak gerekirse, Abdi İpekçi'de 14-15 bin kişi vardı ve hepsi birbirine aynı soruyu soruyordu: “Bitti mi?” Hayır, daha bitmemişti iş ve 20 dakika daha oynanacaktı. 20 dakika mı? Sanki üç saattir basketbol oynanıyor gibiydi ve bu stres 20 dakika daha kaldırılacak gibi değildi...

“Büyüksün Göksenin!”
İkinci yarı başlarken çembere gitmeyi kafasına koymuş bir Strasbourg vardı sahnede. Ancak Abdi İpekçi'de oynuyorsanız, kafanızda ne olduğunun bir önemi yok. Galatasaray ne isterse, o olacak. Göksenin'in sertlik düzeyini yeniden yukarı çekmesi, hücumda da üst üste attığı şutlar, bir anda farkı yeniden 14 sayıya çıkardı. Galatasaray, kalan bölümde harcamak için kredi çekti kendine.

“Eline sağlık bıyıklı” 
Galatasaray, muazzam savunma direnci koyduktan sonra hücumda yorulmaya başladı. Bu noktada güvenilen isim McCollum'du fakat finalde pek ortalarda yoktu Amerikalı oyuncu. Meğer, kapıyı kilitlemeyi beklemiş. Son periyotta Galatasaray Odeabank'ın bulduğu 17 sayının 10'unu McCollum attı. Her şeyin bu kadar durduğu anda, Eurocup MVP'sinin yaratıcılığı, maçı kazandırmış gibiydi...

“Nereden çıktı bu Collins?”
Maç bitmiş gibiydi, çünkü Mardy Collins henüz imkansıza yakın şutları sokmaya başlamamıştı. Aniden gelen Collins yağmuruna karşı tepki vermekte gecikti Galatasaray. Fark, tur için tek topa kadar indi.

“Dağ başını duman almış”
Geciken tepki için Lasme iş başındaydı. Çemberi savundu, ikili oyun savunmasında adam değiştikten sonra kısaların karşısında kusursuzdu... Ona eklenen Sinan'ın çaldığı iki topla kupa Türkiye'ye geldi.

Sırasıyla temkinlilik, kibir, mahcubiyet, kaybetme korkusu, koruma içgüdüsü, sabırsızlık, mutluluk, temkinlilik ve gurur yaşadı dünkü Galatasaray Odeabank maçını izleyenler. Salonda binlerce, ekran başında milyonlarca kişi aynı anda, aynı şeyi düşündü. Sürpriz olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Baba Gündüz zamanında boşuna dememiş: “Galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır. Galatasaray bir his takımıdır.”

23 Nisan 2016 Cumartesi

Jordi Bertomeu Özel



Galatasaray ve Fenerbahçe'yle başlamak istiyorum. İki Türk takımı, ULEB'in düzenlediği iki organizasyonda zirveye çıktılar. Fenerbahçe Euroleague Final Four'unda, Galatasaray ise Eurocup finalinde. Bununla ilgili neler hissediyorsunuz?
Bence bu bir sonuç. Son yıllarda tanıklık ettiğimiz Türk basketbolunun gelişiminin bir kanıtı. Bu başarılar da o gelişimin doğal bir sonucu. Bence iki takım da Euroleague ve Eurocup'ta harika iş yaptılar. Hak ederek geldiler. Türk taraftarı bu iki kulübün finaller oynamasından dolayı gurur duymalı.

İstanbul'da iki salonda da yaratılan atmosferden dolayı mutlu musunuz?
Kesinlikle. Çok sıcak ve çok güzel bir atmosfer var. Sıcak, çünkü taraftar takımını tutkuyla ve doğru bir şekilde destekliyor. Bu sezon maçlarda herhangi bir sorun yaşamadık. Hepimiz için iyi bir gösterge.

Euroleague çeyrek finali devam ediyor ve esas festival, Final Four yaklaşıyor. Heyecanlı mısınız?
Evet, çok heyecanlıyız ve aynı zamanda çok konsantreyiz. Çünkü esas sorumluluğumuz tüm taraftarımıza yüksek kalitede bir ürün sunabilmek. Bizim için parti yapma zamanı değil, ancak Berlin'e gelecek seyirciler ve takımlar için partiyi hazırlamamız gerekiyor. Tıpkı geçen senelerde olduğu gibi çok iyi bir atmosfer yaratacağımızdan eminim.

Berlin'in bir Euroleague takımı yok. Alman taraftarın Final Four'a tepkisi nasıl?
Bence aldığımız tepkiler çok iyi. Unutmamak lazım, Final Four biletleri Aralık ayında tükenmişti. Biletlerin büyük bir kısmı Alman pazarında satıldı. Bence basketbol Almanya'da her gün daha da popüler hale geliyor. Final Four gibi bir organizasyonu Almanya'da düzenlemek de oyunun kalitesini artırma amacı güdüyor.

Hep güzel şeylerden bahsettik, ancak hayat bu. Basketbol da hayat gibi, mutlu olduğunuz durumların yanında mutsuzluklar da var. FIBA - Euroleague savaşı hakkında neler söylersiniz? Bunu bir savaş olarak nitelendirebilir miyiz?
Bizim açımızdan bu bir savaş değil. Çünkü 16 senedir kulüp yarışmalarını biz düzenliyoruz. Gelecekte de böyle olacak. Biz bir savaşta değiliz. Geçen ay FIBA çok net bir mesaj göndererek bu organizasyonu da kendisi düzenlemek istediğini söyledi. Ancak kulüplerin de mesajı çok netti ve onlar da bunun gerçekleşmesini istemediklerini ve mevcut düzende kalmak istediklerini söylediler. Bu da çok mantıklı çünkü bu yapı kulüpler tarafından yönetilen profesyonel bir yapı. Üstelik 16 yıldır verimli ve başarılı da oluyor. Yani biz savaşta değiliz ve umarız FIBA kulüplerin ne istediğini dinler ve anlar. Yoksa tüm bu olayların başlamasına önayak olan taraf FIBA'dır.

İlginç bir durumdayız. Galatasaray Eurocup'ı kazanırsa gelecek sezon Euroleague'de olacak. Başka bir Türk takımı da Eurocup'a katılacağını açıklamadı çünkü Türkiye Basketbol Federasyonu Eurocup'a giden takımları ligden atacağını duyurdu. Eğer Galatasaray kupayı kazanamazsa, ceza alacağı açıklandı. Bu zor bir durum değil mi?
Bu zor bir durum değil. Bu FIBA'nın ikiyüzlü ve tutarsız duruşunun bir kanıtı. FIBA, kendilerine göre Eurocup'ın yasal bir organizasyon olmadığını söylediler. Ancak Euroleague de aynı şirket tarafından yönlendiriliyor. Bunun sebebini kimse anlamıyor. Bu işin arkasında birçok farklı şey var. Bizim hissiyatımız şaşkınlık. Şaşkınız çünkü FIBA'nın neden bu kaosu provoke ettiğini anlamıyoruz. Çünkü onlar yapıyor bunu. Şaşkınız çünkü sporda sonuçların erdeminden bahsedip, Olimpiyat Oyunları'na katılma hakkını elde etmiş Avrupa şampiyonu ülkeyi Rio 2016'dan atmakla tehdit ediyorlar. Şaşkınız çünkü ulusal federasyonlar buna karşı bir duruş sergilemiyor. FIBA'nın bu tehdidi bütün kurallara aykırı. Yani bu durumda birçok sürpriz var. Dürüst olmak gerekirse, biz bu olup biteni anlamıyoruz. Yardımcı olmaya çalışacağız. Bence bunu çözmek şu anda bizim işimiz değil, her federasyon kendi sorununu çözmeli. Özellikle Olimpiyat Oyunları'ndan bahsediyorum, FIBA'nın herhangi bir yasal dayanağı olmadan Litvanya ya da İspanya'yı Olimpiyat'tan atmasını ülke federasyonları neden kabul eder, anlamıyorum. Çünkü bu hakkı parkede elde ettiler. FIBA'nın söylediği de bu, spor sonuçlarını korumak ve saygı duymak gerektiğini ifade ediyorlar. Bunu ilk dile getiren kendileri, ancak saygı duymuyorlar. Yani burada tutarsızlık ve ikiyüzlülük var. Bunun sonucunda FIBA'nın hiçbir güvenilirliği kalmamıştır. İki-üç hafta önce söylediklerinin tam tersini yapıyorlar. Ceza olmayacağını söylemişlerdi, şimdi cezalar için toplanıyorlar. Ne yazık ki bu duruma düştük. Umarım FIBA bir an önce harekete geçer, çünkü şu anda ortalık karmakarışık.

Ülkelerin Avrupa Basketbol Şampiyonası ya da Olimpiyat Oyunları'ndan men edilmesini istemiyor olmalısınız. Bu basketbola da zarar verir.
Kesinlikle. Ben buna yardımcı olabileceğimizi düşünüyorum. Federasyonlar kendilerini koruyamayacak durumdalar, biz de "bunu nasıl yaparız" diye düşünüyoruz. Milli takımlar, basketbol için çok büyük önem taşıyor. Önemli çünkü seyirciler milli maçları seviyor ve onlar için de çalışmalıyız. Kulüpler bizde; Eurobasket, Dünya Kupası ve Olimpiyat'ta oynamak isteyen oyuncular bizde... Onların da bu ilgilerini korumak zorundayız. Eğer federasyonlar pasif kalırsa, biz aktif olmak zorundayız. Ancak öncelikle ulusal federasyonlar bu sorumluluğu almalı.

Euroleague ve Eurocup'tan bahsedelim. Euroleague'de 16 takım var ve bunların 11'i A Lisanslı. Bu yüzden bazı ülkelerin şampiyonları Euroleague'e katılamayacak. Gelecekte bir genişleme düşünüyor musunuz? Ülkelerin şampiyonlarını nasıl Euroleague'e dahil edeceksiniz?
En başından beri 16 takımın bir geçiş dönemi olduğunu duyuruyoruz. 16 takıma indirmemiz, yeni yarışma düzeninin bir sonucu. Çünkü lig şeklinde oynamak daha fazla tarihe ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Biz yerel liglerin takvimine de zarar veremeyiz. Tek kombinasyon, 16 takımla oynamak. Ancak niyetimizin bu sayıyı artırmak olduğunu açıkladık. Çünkü Avrupa'da bazı takımlar Euroleague'de oynamayı çok istiyorlar ve potansiyelleri de var. Yakın gelecekte takım sayısını artırmayı düşünüyoruz.

Bu sezonki Eurocup takımları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? FIBA çok net bir şekilde Eurocup'a katılan takımların milli liglerden men edileceğini açıkladı. Federasyonlar takımları men etmezse, onlar ceza alacak. Bazı takımlar kendi liglerinden kovulma tehdidiyle karşı karşıya. Büyük de bir gelir kaybına uğrayacaklar. Sizin tepkiniz nedir?
Biz takımlarımızı koruyacağımızı açıkladık. Gelecek sezon Euroleague ve Eurocup'a katılmak istediklerini söyleyen 40 takımımız var. Yapabileceğimiz her şekilde onları koruyacağız. Gerekirse mahkemeye gideceğiz ve tüm savunmayı yapacağız. Temel olarak isteğimiz, bu işe dahil olan herkesi tek bir masa etrafında toplayıp bir çözüm bulmak. Çünkü bu durum ileriye gitmiyor, daha kötüye gidiyor. Şimdi ulusal federasyonlar bu işin ortasında kaldı. Neden olduğunu kimse bilmiyor. Onlar bunun sorumlusu değiller. Tek sorumlu var, FIBA.

Yani FIBA'yla iletişime açıksınız...
Israr ediyorum. Ancak sizinle konuşmak istemeyen biriyle konuşamazsınız. Ne zaman masaya oturmak isterlerse orada olacağız. Fakat burada sürekli bir tutarsızlık var. Şunu görmek çok üzücü, burada olmamızın sebebi -söylediklerine göre- iyi bir kupa teklif etmesi ve takımların bunu reddetmesi. Şimdi bunun vahşi sonuçlarını yaşıyoruz. Normal şekilde çözemediler, şimdi de herkesi cezayla tehdit ediyorlar. Bu adil değil. Yasal değil ama adil de değil. FIBA'nın yerinde olsaydım, benim kupamda yer almak istemeyen takımları ben de istemezdim. Bu çok tartışmalı bir durum. Euroleague açısından bakarsak, bize katılmak isteyen herkese kapımız açık. Eğer FIBA'ya gitmek isteyen olursa onları da anlayıp saygı duyarız. Bence bu tip durumlarda böyle bir yaklaşım göstermeliyiz.

Euroleague ve Eurocup'ta 40 takımın olduğunu söylediniz. İleride küme düşme ve yükselme olabilir mi?
Evet, bu da programımızın bir parçası. İki yıl önce bu konudaki vizyonumuzu açıklamıştık. Doğru zaman geldiğinde, Eurocup ve Euroleague'deki takımların küme düşüp çıktığı yeni sisteme geçebiliriz. 40 takım sayısı da bu konsepte göre seçildi. Muhtemelen birkaç sezon içinde bunu yapamayacağız, biraz daha zamana ihtiyacımız var. Fakat görüşümüz bu şekilde.

Kaç takım düşünüyorsunuz? İki, üç, dört?
Eğer küme düşme ve yükselmeden bahsediyorsanız, birinci ve ikinci ligde kaç takım olduğunu göz önünde bulundurmalısınız. Eğer birinci ligde 16 takım varsa, dört takımın düşüp çıkması bir anlam ifade etmez. 20 ya da 24 takımlı birinci liginiz olursa, o zaman üç-dört takımın çıkmasından bahsedebilirsiniz. Bu duruma göre değişir. Temel olarak küme düşme ve çıkma konsepti, üzerinde çalıştığımız bir detay. 

Kaybetmek Değil Mesele




Bazı maçlar olur, skor tabelası maçla ilgili pek az şey anlatır. Eurocup Finali ilk karşılaşmasında Galatasaray Odeabank 66-62 kaybederken belki kupa için önemli bir adım attı, fakat maç bittiğinde hissedilen hayal kırıklığından başka bir şey değildi.

Nasıl olmasın ki? Sezon boyunca harika bir grup görünümündeydi Galatasaray. Birlikte olmaktan keyif alan, topu iyi paylaşan, hücumda görev tanımları net, kimsenin birbirinin önüne geçmeye çalışmadığı, sahada yaptığı şeyden keyif alan bir takımdı. Finale kadar gelirken koyduğu bu yüksek standartların yakınından bile geçmedi Galatasaray. Hayal kırıklığının sebebi de bu. Belki kupayı kaldırdığında bu maç çoktan unutulacak, ancak bu takımın bu sezon çıkabileceği en büyük sahnede en iyi performansını gösterememesi, kaybetmekten daha acı.

İşin ilginci, final maçlarının stres seviyesi, favori olmanın getirdiği beklentileri kaldırabilmek ya da rakibi ciddiye almamak değildi sorun. Galatasaray, baskıyı kaldıramadığı için kötü oynamadı yani. Oyuncuların hakkını yememek lazım, mücadele etmediği için kaybettikleri de söylenemez. Peki eksik neydi? Eksik, çözümleri bireylerde aramaktı.

O kadar kötü başladı ki Galatasaray maça; ilk periyotta sadece dört basket atıp, beş top kaybedip, bir asist yapabildi. Stephane Lasme ve Vladimir Micov'un savunmayı ayakta tutması, bu bölümde oyunda kalmasını sağladı takımın. Ancak hücumu yönlendirmesi beklenen oyunculardan başta Sinan Güler, Errick McCollum ve Blake Schilb'in kötü tercihleri, ritm bulmaya engel oldu. Bu noktada McCollum'un bir gün önce taktığı MVP apoleti -tıpki geçen yılki Euroleague Final Four'unda MVP Nemanja Bjelica'nın yaşadığı gibi- zorlama atışlara gitmesine neden olmuş gibiydi. “Ortada bir sorun var ve MVP olarak bu sorunu çözmem gerek” hissiyatını verdi Errick McCollum sahada. Kendisini MVP yapan şeylerden uzaklaştı.

Bu noktada aklıselim kalabilecek, hücumda düzeni koruyacak birine ihtiyacı vardı Galatasaray'ın. Her zaman olduğu gibi Sinan'ın ya da Schilb'in bu liderliği göstermesi gerekiyordu. Olmadı. Curtis Jerrells daha hazır görünmesine karşın, Ergin Ataman kötü performanslarına rağmen sezonu bu noktaya getirdiği oyunculardan vazgeçmeyince, bir türlü ayağa kalkamadı Galatasaray. Formsuz oyuncular sahadayken iyi niyetle sorumluluk almaktan kaçınmadılar, ancak kimse çözüme paylaşarak gitmeyi düşünmedi. Bireysel çözümlerle de bir yere kadar.

Lasme futboldaki eski usul liberolar gibi her yere yetişip arkayı süpürmese, işler daha da kötüye gidebilirdi. Ayrıca Lasme de tek başına her açığı kapatamaz ki. Kısa oyuncuların sürekli rakiplerine geçildiği bir günde Matthias Sammer ya da Franco Baresi seviyesinde süpürücülük bile savunmayı toparlamak için yeterli değil. Nitekim Lasme erken faul problemine girip kenara gelince, bütün direnci kırıldı Galatasaray'ın. 37 yaşındaki Louis Campbell ikili oyunlarda problemi çözdü ve içeriden Bangaly Fofana, dışarıdan Jeremy Leloup'u bitirici olarak kullanıp oyunun kontrolünü ele geçirdi.

Maç boyunca 15 top kaybedip, 18'de üç üçlük attığınız bir maçı farklı kaybetmeyi beklersiniz. Öyle olmadıysa takımı ayakta tutan Micov ve Lasme'ye ayrı teşekkür etmek gerek. İkinci maçta sonuç ne olursa olsun, 28 Nisan sabahı Eurocup sezonu bitmiş olacak. Galatasaraylı oyuncuların karar verme zamanı. 27 Nisan akşamı kendileri gibi oynayıp şampiyon mu olacaklar, yoksa hayatlarının kalan bölümünü “keşke” diyerek mi geçirecekler?

İnancım odur ki, finalin ikinci maçında, Abdi İpekçi'deki atmosferle kendini bulup kupayı alacaktır Galatasaray. Fakat bir arada hareket edilmezse hiçbir şey garanti değil. Efsane koç Mike Krzyzewski'nin dediği gibi: “Takım kurmanın tek sebebi, bir kişinin tek başına ulaşamayacağı şeylere ulaşmak. Hepimiz tek başımıza, birlikte olduğumuzdan çok daha zayıfız.”

22 Nisan 2016 Cuma

Rakip Raporu: Strasbourg



Strasbourg, 90'lı yılların ortasında Fransa basketbolunun en üst seviyesine çıkmış; 2000'li yılların ortasında Avrupa sahnesinde kendine yer bulmuş bir takım. Köklü bir basketbol geçmişine sahip olmasalar da, 2005 yılında o dönem tek maç oynanan Fransa Ligi finalini kazanıp şampiyon olmuşlardı. 2011'de Vincent Collet'nin takımın başına gelmesiyle birlikte Strasbourg'un Fransa Ligi'ndeki yeri daha da belirginleşti. Collet'yle iki yıldır normal sezonu lider bitiren, üç sezondur (artık beş maç üzerinden oynanan) final serilerini kaybeden Strasbourg, Fransa'nın kulüp düzeyindeki önemli markalarından biri haline geldi. Eurocup'ta finale kalmalarını kimse beklemiyordu; ancak son 16 turunda da, çeyrek finalde de, yarı finalde de deplasmanda kazanarak buraya kadar yükseldiler. Eurocup Finali, Strasbourg kulüp tarihinin en büyük başarısı.

En farklı galibiyet: EWE Baskets Oldenburg, 64-93
En farklı mağlubiyet: Gran Canaria, 68-79
Normal sezon derecesi: 5G – 5M
Euroleague derecesi: 3G – 7M
Eurocup derecesi: 7G - 4M - 1 Beraberlik
Sıcak istatistik: Eurocup'daki altı deplasman maçında beş galibiyet aldılar. Deplasmanda ortalama 13 sayı farkla kazanıyorlar.
Soğuk istatistik: Maç başına aldıkları 34.6 ribaundla Eurocup'a katılan 44 takım içinde 23. sıradalar.
Kulüp tarihi: 2005 Fransa Ligi şampiyonluğu. 2013, 2014 ve 2015 Fransa Ligi finalisti.
Antrenör kariyeri: Vincent Collet, Fransa Milli Takımı'nın baş antrenörü. 2013 Eurobasket'te şampiyon, 2011'de ikinci, 2015'te üçüncü oldu. 2014 Dünya Kupası'nda bronz madalya kazandı. 2006'da Le Mans'la, 2009'da ASVEL'le Fransa Ligi şampiyonluğu yaşadı.

KADRO
G, Mardy Collins (13.2s, 4.6r, 4.3a, 1.3tç)
G, Louis Campbell (7.3s, 3.3r, 3.6a)
F, Kyle Weems (12.0s, 3.8r, 1.7a)
G, Rodrigue Beubois (13.3s, 2.4r, 2.3a, 1.3tç)
F, Jeremy Leloup (8.5s, 2.3r, 1.6a, %44 üçlük)
F/C, Matt Howard (8.9s, 8.1r, 1.3a, 3.9 hücum ribaundu)
G, Paul Lacombe (6.3s, 3.2r, 3.3a)
C, Bangaly Fofana (6.8s, 3.7r, 1.0a)
C, Romain Duport (7.8s, 2.8r, %66 ikilik)
G, Frank Ntilikina (5 maç, 3.6 dakika)

EN GÜÇLÜ YÖNÜ
Rahatlık. Strasbourg, tıpkı Galatasaray gibi, çok fazla genç oyuncuya yer veren bir takım değil. Uzun yıllardır profesyonel seviyede oynayan, tecrübeli oyuncuları kadrolarında barındırıyorlar. Takımdan beklentiler, özellikle Eurocup'ta çok düşük olduğundan, kaybedecek bir şeyleri yok. Ligde dokuz mağlubiyetin altısını deplasmanda alırken, Eurocup'ta sürekli deplasman maçlarını kazanmaları sürpriz değil. Bu sezon Euroleague'de iki çeyrek finalisti, bir de Final Four takımını yendiler. Fenerbahçe'yi 21 sayı farkla yendikleri maç, Real Madrid'i mağlup etmeleri... Hepsi rahat oynamanın sonucu. Kaybedince, aslında o kadar da çok şey kaybetmeyecekler. Finale çıkmaktan dolayı mutlular.

EN ZAYIF YÖNÜ
Kadro kalitesi. Sezon boyunca Eurocup'ta mücadele etmiş takımlara kıyaslandığında, Strasbourg'un kadrosu şaşırtıcı derecede zayıf. UNICS Kazan, EA Milano, Valencia, Bayern Münih, Gran Canaria, Pınar Karşıyaka, Trabzonspor Medical Park, Beşiktaş Sompo Japan gibi takımlardan daha kötü kadroya sahipler. Güçlü oyuna sahip değiller, genellikle maç sonuçları günlük performanslar üzerinden belirleniyor. Bu da istikrar sorununu beraberinde getiriyor. Real Madrid'i yenebilecek, Trento'ya yenilebilecek bir takım Strasbourg.

EN İYİ OYUNCUSU
Rodrigue Beaubois. Bir dönem NBA'de de forma giymiş Fransız skorer, oyun kurma görevi üstünden alınıp, sadece skor atmaya odaklandığında değerini ortaya çıkarıyor. Hava atışı yapıldıktan sonra Beaubois yola çıktığında, Strasbourg'daki tüm trafik ışıkları ona yeşil yanıyor. İstediği gibi top kullanma hakkına sahip. Bu özgürlük takıma yarasa da, Beaubois'nın oyun tarzına olumsuz etki yapmış gibi görünüyor. Geçmiş yıllara oranla çembere daha az giden, daha çok şutla bitirmeyi tercih eden bir oyuncu rolünde 28 yaşındaki guard. Asistleri, daha çok başka çaresi kalmadığı zamanda elinden çıkan toplardan oluşuyor.

X FAKTÖRÜ
Romain Duport. “Maç başına yalnızca 13 dakika sahada kalan bir oyuncu, nasıl olur da X Faktörü olabilir?” diye sorulabilir. Strasbourg'un oyun planı içinde pivot oyunları çok büyük yer tutmuyor. Ancak 2.18'lik Duport parkedeyken işler değişiyor. Duport eski usul, sırtı dönük oynamayı seven pivotlardan değil. Aksine, teması hiç sevmiyor. Perdeleme yaptıktan sonra çemberden uzaklaşıp, şutla bitirmeyi tercih ediyor. Bu da takımı lehine eşleşme avantajı yaratmasını sağlıyor. Strasbourg hücum çeşitliliği yaratmak için, Duport'un sayılarına ihtiyaç duyuyor. Strasbourg'un tüm sezon kazandığı maçlarda 8.3 sayı ortalaması olan Romain Duport, kaybedilen maçlarda 3.1 sayıda kalıyor. Onu oyuna dahil edemedikleri maçlar, Strasbourg için daha zor geçiyor.

HÜCUMDA NE YAPARLAR?
Vincent Collet, zaten saha içinde oyuncularına özgürlük vermeyi sevdiği için yıllardır Fransa Milli Takımı'nda oyuncuların favori ismi. Strasbourg'da kurduğu düzen de bundan farklı değil. Ancak aldatmasın, Strasbourg, "Fransız takımı" ezberinin dışında oynayan bir takım. Hızlı hücumu ortalamanın üstüne çıkarmayan, yarı sahada hücumu üç yaratıcı kısasının kararlarına teslim eden, eşleşme bozarak sonuca gitmeyi tercih eden bir ekip. Takımda tüm kararları topun sahibi olan Mardy Collins, Rodrigue Beaubois ve 37 yaşındaki Louis Campbell veriyor. Ancak bu üç oyuncu da birbirinden farklı özelliklere sahip. Campbell, daha çok takım için oynayan, etrafındaki oyunculara pozisyon hazırlayan bir guard. Beaubois en önemli bire bir opsiyonu. Collins ise ortalama bir guard'a oranla daha fizikli olduğundan, sırtı dönük oyunlarıyla da yaratıcılığını çeşitlendiriyor. Üç oyuncu da, daha çok ikili oyunlar üzerinden pozisyon kullanmayı tercih ediyorlar. Öte yandan, Strasbourg'un temel bitiricisi Kyle Weems. Weems, üç ve dört numarada oynayabilen, dış şut tehdidi bulunan önemli bir skorer. Ancak verimli olması için sıcak kalması gerekiyor. İlk şutunu soktuğu gün, büyük tehlike.

SAVUNMADA NE YAPARLAR?
Vincent Collet, Ergin Ataman'ın aksine, çok karmaşık savunma stratejilerine gitmeyi tercih eden bir antrenör değil. Bire bir savunmayı kabul eden, özel eşleşmelere yardım getiren bir koç. Alan savunmasını ya da riskli tercihleri çok denemiyorlar. Takımın tek çember savunucusu Bangaly Fofana da arkada güven veren bir isim değil. Collet her ne kadar “bu seri savunma serisi olacak” dese de, Strasbourg kazandığı maçlarda 84.1 sayı atan, kaybettikleri maçlarda sayı ortalaması 73'e düşen Strasbourg'u tanımlayan nokta hücumları.

STRASBOURG NASIL KAZANIR?
Hücumda top kaybetmeden, yüksek yüzdeyle şut atarak... Bu noktada üç kısa oyuncusunun form durumu çok önemli. Daha önce Fransa Ligi'nden Türkiye'ye gelip başarılı olmuş Bobby Dixon, Erving Walker ve Tyrone Brazelton gibi örnekler ortadayken, Collins-Beaubois için kendilerini yeniden Türk pazarına kanıtlama çabası ortaya çıkabilir. Bu, kupanın haricinde, bireysel anlamda ek motivasyon kaynağı yaratacaktır. Savunmada esas amaçları da, Galatasaray'ı top kayıplarına yönlendirmek olacaktır.

GALATASARAY ODEABANK NASIL KAZANIR?
1- 40 Dakika oyunda kalarak.
Dünya tarihine geçmiş ip cambazı Philippe Petit'nin hayatının anlatıldığı The Wire filminde çok önemli bir söz vardır. "Birçok ip cambazı, yolun sonuna geldiğinde ölür. Çünkü yolu bitirdiklerini düşünürler, fakat hâlâ ipin üstündedirler. Eğer üç adımınız varsa ve bu adımları kibirli şekilde atmayı düşünürseniz... Kendinizi yenilmez sanırsanız, ölürsünüz." Galatasaray için de durum farklı değil. Kupaya sadece üç adım kaldı, ancak o kupa müzeye girene kadar, o üç adım atılana kadar yol bitmiş değil. Fark ne olursa olsun, salonda son korna duyulana kadar mücadele etmek zorunda Galatasaray.

2- Mardy Collins'in skorunu engelleyerek.
Takımın en önemli skoreri Rodrigue Beaubois ve ne yaparsanız yapın, onun skor atmasını engelleyemezsiniz. Aksine, Beaubois'e özel önlem almak ve riskli savunma yapmak, gereksiz yere savunmada eksilmeye yol açar -ki bunu istemeyiz. Bu yüzden yarı sahadaki önemli skorerlerinden biri Collins'i hedeflemek ve onu sınırlamak gerekiyor. İki maç sonunda Collins'i toplam 25 sayının altında tutmak, kupayı kazanmak için Galatasaray'ın işini kolaylaştıracaktır. Belki de sırtı dönük oynayabilen Collins'in karşısında daha uzun kalabilmek adına onu Schilb'le savunmak kilit olabilir.

3- Romain Duport'u devre dışı bırakarak.
Strasbourg'un bazı maçlarda skorda kilitlendiği bölümler oluyor. Ve bu noktada Duport'un ikili oyunların sonunda kullandığı dış şutlar etki ediyor. Stephane Lasme'yle eşleştiği zaman bir problem yok, fakat Chuck Davis'le eşleştiği anlarda Davis'in bilhassa buna dikkat etmesi gerekiyor.

4- Top kayıplarını sınırlayarak.
Galatasaray Odeabank için her zaman en kritik detay, kaç top kaybettiği. İki maçta da top kaybını tek hanelerde tutmak, kupayı getirecektir.

20 Nisan 2016 Çarşamba

Fenerbahçe gibi kazanmak



2015 Mayıs'ında, bir cuma günü Madrid Opera Meydanı'nı dolduran Türklerin yüzünde aynı ifade vardı: Heyecandan ne yapacağını bilemeyen, bir an önce maç saatinin gelmesini bekleyen, stres/mutluluk/tedirginlik/heyecan ve adı konulamaz daha birçok duyguyu aynı anda hisseden... O saf duygular, Barclaycard Center'da yerini hüzne bıraktı. Andres Nocioni'nin başlattığı sertliğe boyun eğen Fenerbahçe, kaybetti. O gece Madrid'de gözü yaşlı, başı önde binlerce Fenerbahçe taraftarının konuşmaya mecali yoktu da, herkesin tek bir dileği vardı: “Keşke bir rövanşı olsa...”

Nitekim çeyrek finalde geçmişin anıları o kadar yoğundu ki; Fenerbahçe'nin İstanbul'daki iki maçı nasıl kazandığı, Real Madrid'i ne kadar sürklase ettiği bile unutulmuştu. Temkinli olmanın zamanıydı. Fakat spor böyle bir şey işte: Hatıralarınızla değil, bugün ne durumda olduğunuzla ilgilenir. Ve bugün Fenerbahçe, Real Madrid'in katbekat önünde.

“Her insanın hayatı bir şekilde biter. İnsanları birbirinden ayıran fark, nasıl yaşadığı ve ne şekilde öldüğüdür.” der Ernest Hemingway. Bu serideki fark da buydu: Fenerbahçe Final Four'a kalırken, Real Madrid'in tüm karakterini bozdu. İlk iki maçla ilgili akılda kalan ilk not, Fenerbahçe'nin Real'i boyalı alan dışına püskürttüğü ve dış atışlara zorladığıydı. Öyle ki, Madrid ilk maçta 34 üçlük, 25 ikilik denemişti. Real Madrid koçu Pablo Laso'nun seri analizinde bu not öne çıkmış olmalı ki, ev sahibi olduğu maça iç-dış dengesini sağlamak için çıktı. Teşhis doğruydu doğru olmasına da, tedavi için kullandığı ilacın yan etkileri çok ağırdı.

Laso tedavi için topu ısrarla pota altına indirmeyi istedi maçın başında. İlk iki maçın toplamında dört şut deneyen Gustavo Ayon, 13 top kullandı. Ayon'a top indirme önceliğini benimseyen Real Madrid, maçın yavaşladığını fark etmedi. Tedavinin komplikasyonu, hastalığın kendisinden daha ağır çıktı. Real Madrid koçu Pablo Laso bu detaya o kadar boğuldu ki, kendisini başarılı kılan etkenleri unutarak, hiç de Real Madrid gibi oynamadan kaybetti. Ne tempo artırabildiler, ne pozisyon sayısı... Öte yandan Fenerbahçe, sezon başından bu yana takımı var eden stratejiden dışarı çıkmadı. Hemingway'in dediği oldu, iki takım arasındaki farkı nasıl yaşadıkları ve nasıl öldükleri belirledi...

Fenerbahçe için öyle bir maç geçti ki, oyuncular çıkıp “günlerdir hazırlandığımız üçüncü maç bu muydu yani?” dese, ukalalık olarak algılanmamalı. Obradoviç'in ilk iki maç stratejisi Laso'nun aklına o kadar girmiş ki, seriyi İstanbul'da kazanmış Fenerbahçe. Özel hiçbir şey yapmadı sarı-lacivertliler. Ekpe Udoh ve Gigi Datome savunmadaki tüm açıkları kapattı, Pero Antiç ribaundlara önemli katkı yaptı ve 2016 model Bobby Dixon baskı savunması ve penetrelerini gösterdi. Sürpriz yoktu.

Esasında Real Madrid'in iyi dönemleri de oldu maçın içinde. Bandırma'da Fenerbahçe'nin Banvit'e kaybettiği maçta Selçuk Ernak'ın denediği alan savunmasının tıpa tıp aynısını uyguladılar ikinci çeyrekte. Başarılı da oldular. Fakat alan savunması tüm maçı götürebilecek bir strateji değil. Hele ki playoff çeyrek finalinde. Tabii bu noktada Bogdan Bogdanoviç'i de özel bir yere koymak gerekiyor. Tıpkı ilk maçın başında olduğu gibi, başta en iyi kısa savunmacısı Sergio Llull ile savundu Real, Bogdanoviç'i. Uzunların da yardımıyla, onu kötü şutlara zorladılar. Fakat oyunu hiç zorlamadı, maçın kendisine gelmesini bekledi 92 doğumlu forvet. Efsane koç Aydın Örs, “İyi oyuncu olmakla, büyük oyuncu olmak farklı şeylerdir.” demişti bir sohbetinde. Bogdanoviç, Aydın hocanın tanımladığı “büyük oyuncu” olma adımlarını teker teker atıyor bu sene. İşin krize girdiği anlarda soğukkanlılığı ve sorumluluktan kaçmaması, maçı Fenerbahçe'ye getiren etkenlerdendi.

Çok değil, daha beş ay önceydi... Aralık ayında, henüz Euroleague'in ilk turunda Real Madrid'in işini bitirme fırsatı vardı Fenerbahçe'nin. Real'i Madrid'de yenmek, geçen sene Final Four'da yenildiği salonda, son şampiyonu kupa dışına itmek anlamına geliyordu. Bir normal sezon galibiyeti, rövanş demekti. Olmadı, Fenerbahçe deplasmanda kaybetti ve Real Madrid, o galibiyetle yakaladığı ivme sayesinde çeyrek finale kadar yükseldi. “İntikam soğuk yenen bir yemektir” derler. Ne kadar soğuk, o kadar iyi. Aylar geçti, çeyrek finalde bir kez daha karşı karşıya geldi Fenerbahçe, Real Madrid'le. İşi bir kez daha Madrid'de bitirme fırsatı doğdu. İki maçta sertlikle bezdirdiği Real Madrid'e karşı, aynı sertlikle çıktı sahaya. Üç maçın da ilk yarısında 30 sayının altında tuttuğu rakibini savunmasıyla, net bir şekilde yendi. Geçen yılla tam olarak aynı yerde, aynı takımı, aynı şekilde yendi Fenerbahçe. Bu galibiyet herhangi bir galibiyet değil. Bu rövanş, herhangi bir rövanş değil. Bu final four başarısı, herhangi bir başarı değil. İnanmıyorsanız, geçen Mayıs ayında bir cuma günü Opera Meydanı'nı dolduranlara sorun...